Erken Boşalmaya Ne Yol Açar ?

Erken boşalma

Cinsel yaşamın başlangıcında erkeklerin çoğunda cinsel ilişki sırasında erken boşal­ma olur ve bu öğrenme sürecinin doğal bir aşaması sayılabilir. Cinsel­liği çok yoğun yaşadıkları ve kolay­ca uyarıldıkları için, orgazmı ertele­yerek kadın arkadaşlarının da orgaz­ma yaklaşmasını bekleyemezler.

Deneyim kazandıkça çiftlerin ço­ğu eşlerin ikisi için de doyurucu bir sevişme tarzı bulur; bunun yolu ön sevişmeyi kadın yeterince uyarılana kadar uzatıp penisin vajinaya girişi­ni ertelemek olabileceği gibi, erke­ğin sık sık mastürbasyon yaparak cinsel dürtüsünü yatıştırması da ola­bilir.

Yaş ilerledikçe bazı erkekler or­gazmı giderek daha kolay denetim altına alabildiklerini fark eder. Ama bazı erkekler kendilerinin ve eşleri­nin istediğinden daha erken boşal­maya devam eder. Gerçekten de penis henüz vajinaya girmeden yada girer girmez orgazma ulaşırlar. Cinsel birleşme uzayamaz, bu da eş­ler arasındaki yakınlığa zarar verebi­lir ve ilişkiyi tehlikeye sokabilir. Er­kek karamsarlaşır, özgüvenini yitirir, bu da bazen sertleşme başarısızlığı ya da cinsel istek kaybı gibi başka bazı cinsel sorunlara neden olur. Bu durumdan kadın da zarar görür, is­tenmediği ve sevilmediği duygusu­na kapılır.

Erken boşalma “penis vajinaya girmeden, girerken ya da girer gir­mez pek az cinsel uyarılmayla iste­meden boşalmanın sürekli bir biçim­de devam etmesi” olarak tanımlana­bilir.

Cinsel sorunlar arasında en yay­gın olanının bu olduğu söylenir. Çe­şitli araştırmalar erkeklerin üçte biri­nin orgazmı düzenli olarak denetim altında tutmakta güçlük çektiğini gösteriyor. Seks terapisi için başvu­ran erkeklerin yüzde 60′ında bu so­run vardır.

Diğer bazı araştırmalar da erkek­lerin yaklaşık %4′ünün vajinaya gir­dikten sonra yaklaşık bir dakika için­de, %75′inin ise iki dakika içinde or­gazm olduğunu gösteriyor.

Erken Boşalmaya Ne Yol Açar ?

Erken Boşalmaya Ne Yol Açar ?

Bu konuda birçok görüş vardır. Bazı­ları acele kaçamaklarla ya da fark edilme korkusuyla yaşanan ilk cinsel deneyimlerin erkeği çabuk boşalma­ya sevk ettiğine inanıyor.

Diğerleri, nedenin endişe ya da erotik uyarılara aşırı duyarlılık oldu­ğunu ileri sürüyor.
Ünlü seksolog Helen Singer Kap­lan, sorunun temelinde erkeğin or­gazmdan hemen önceki duygularını ayırt edememesi, dolayısıyla da de­netim altına alamamasının yattığına inanıyor. Birçok seks terapistinin de desteklediği bu teoride sorun çocu­ğun idrarını tutmayı öğrenmesine benzetiliyor; nitekim çocuklar dolu bir idrar kesesinin nasıl bir duygu olduğunu anlamadan, buna alışmadan ve bunun üzerinde kontrol sağlama­dan idrarlarını tutamazlar.

Fiziksel nedenler çok seyrek gö­rülür, ama bir erkek böyle bir sorunu daha önce hiç yaşamadıysa ve ko­şullarda (örneğin eş değiştirme gibi) hiçbir değişiklik olmadıysa, dokto­run prostat sorunu ya da nörolojik bir hastalık olasılığını dışlaması ge­rekir.

Tedavi
Standart tedavi seks terapisidir, ama ilaç tedavisi de uygulanabilir. Araş­tırmacılar yeni antidepresanlardan bazılarının (örneğin sertralin) boşal­mayı geciktirerek her iki eş açısın­dan da doyumu artırabildiğini belir­lemiştir. İlacın aralıklı kullanılması da sürekli kullanım kadar etkili görünü­yor. Bununla birlikte, bulantı ve cin­sel istek azalması gibi yan etkileri vardır.

Erken boşalma vakalarının ço­ğunda seks terapisi başarılı sonuç veriyor ve bazen birkaç haftada so­nuç alınıyor. Ama bu yaklaşım eşler arasında iyi bir iletişim olmasını ve disiplinli bir yaklaşımı gerektiriyor.

Birçok çift için bir seks terapisti­nin yardımını almak yararlıdır, çünkü önceden belirlenmiş bir programı ve bir “yetkili” tarafından dile getirilen yapılacaklar’ ile ‘yapılmayacaklar’ı uygulamak daha kolaydır.

Ayrıca seks terapisti eşleri kendi cinselliklerini keşfetme konusunda eğitebilir, bu sorun nedeniyle birik­miş olabilecek endişe ve öfkelerin giderilmesini sağlayabilir ve eşleri destekleyip teşvik edebilir. Bazen seks terapisti erken boşalma sorunu ele alınmadan önce, bir danışmanla ilişkinin ele alınmasını önerebilir.

Bununla birlikte, eşlerin ikisi de gerçekten istekliyse, kendi cinsellik­leri konusuna rahat yaklaşıyorlarsa ve bu sorun nedeniyle ilişkileri çok zarar görmediyse, bu egzersiz dizi­sini evde kendi başına uygulamak da mümkün olabilir.

Tedavide neler yapılır ?
Terapistlerin çoğu “beş duyuya odaklanma” egzersiziyle “durup-başlama” tekniğini ya da “sıkma” tekniğini birlikte kullanıyor.
Beş duyuya odaklanma, ünlü seksologlar Masters ve Johnson ta­rafından geliştirilen bir yöntemdir. Bu yöntem, uyarılma ve orgazma ulaşma baskısı olmaksızın, dolayı­sıyla cinsel ilişkide başarılı olma en­dişesinin bulunmadığı rahat bir or­tamda, eşlerin yeniden birbirlerine dokunma ve okşamanın hazzına varması için tasarlandı.

Birçok çiftte cinselliğe ilişkin duygular esas olarak orgazma ve birbirlerine haz verip veremeyecek­lerine odaklanmıştır. Beş duyuya odaklanma yöntemi çifte her şeye yeniden başlama fırsatı veriyor.

Durup-başlama tekniğinde kadın erkeğe mastürbasyon yaptırmaya başlıyor, erkek orgazma yaklaştığını hissettiği anda işaret edince duruyor ve erkeğin orgazma ulaşma dürtüsü geçene kadar bekliyor. Sonra bir kez daha eşini uyarmaya başlıyor ve bu süreç birkaç kez tekrar edildikten sonra orgazma izin veriliyor. Sıkma tekniğinde kadın orgazma yaklaşan erkeğin penisini 15-20 saniye sıka­rak orgazma ulaşma dürtüsünün geçmesini ve penisteki sertleşmenin biraz azalmasını sağlıyor. Bu teknik­te de orgazma izin verilene kadar aynı süreç birkaç kez tekrarlanıyor.

Bu iki tekniğin etkili olmasının nedeni, erkeği orgazmdan hemen önceki duygulara alıştırarak, bunlar üzerinde adım adım denetim kurmasına olanak vermesidir. Bazı er­kekler bu denetimi bir kez öğrenin­ce artık sürdürdüklerini söylerken, diğer bazıları belli aralıklarla bu eg­zersizi tekrarlama gereği duyabilir.

Kaldı ki, cinselliği sadece bir or­gazm aracı olarak değil, gevşeme ve karşılıklı haz alma yöntemi olarak ele almanın bütün ilişkilerde göz önünde tutulması gereken iyi bir il­ke olduğu unutulmamalıdır. Burada tanımlanan egzersizin izleyen aylar­da belli aralıklarla tekrarlanması ge­rekebilir.

Başarı oranı çok yüksektir ve seks terapistleri 3-4 ay sonra “tam düzel­me” oranının %90′ın üzerinde oldu­ğunu bildirmektedir

10 sualde implant rehabilitasyonu

10 sualde implant rehabilitasyonu

Yeni seneye sıhhatli bir ağızla girmek ister misiniz? İmplant rehabilitasyonu sanıldığı kadar sızılı bir operasyon değil. Yerel anestezi altında yapıldığından hasta sızı, acı sezmiyor, üstelik bir diş vasati 3-4 dakikada bitiriliyor… Ağız-diş sıhhatinizi ilgisizlik etmeyin ve yeni sene armağanı olarak yetersiz dişlerinizin yerine implant yaptırın…

Diş Doktoru Pertev Kökdemir, implant hakkında merak edilenleri cevapladı.

implant

1 – İmplant nedir

İmplant veya dental implant; çene kemikleri içerisine yerleştirilen ve kemiğin bu implant etrafında iyileşerek kendisinden bir parça olarak kabul etmesi kastedilen, titanyumdan yapım edilmiş vida veya kök formunda yapılardır.

2 – İmplant rehabilitasyonu nasıl uygulanır

İmplantlar; cerrahi bir prosedürle çene kemiğinde yapılması tasarlanan implant için uygun pozisyonda, çapta ve uzunlukta yuvalar açılarak yapılır. İmplant yerleştirilmesi cerrahi bir operasyon olduğundan, kullanılan malzemelerin niteliği, civarın sterilizasyon ve hijyen koşullarının sağlaması en ehemmiyetli kriterlerdendir. İmplant cerrahisi için yerel anestezi ile o bölgenin uyuşturulması yeterlidir.

3 – İmplant rehabilitasyonu ne kadar sürer

İmplant rehabilitasyonu için bir hafta yeterlidir. Ayrıca kendinden eriyebilen dikiş sayesinde bir günde de rehabilitasyon yapılabilir ancak bu gidişatta geçici takma yapılamayacaktır. Rehabilitasyonunuzun ilk düzeyi implant rehabilitasyonudur, ikinci safhada ise 3-6 ay arasında implantın kemiğinize kaynaması beklenir ve sonrasında bir hafta müddet içinde implant üstüne gelecek porselenler yapılır. İmplant cerrahi bir harekâttır. Yerel anestezi altında yapılır ve tek bir implantın üretim süresi takribî 10-15 dakikadır. Bunu hastanın koltukta oturma süresi olarak değerlendirebiliriz. Bir implantın başlandıktan sonra bitimine kadar geçen müddet yalnızca 3-4 dakikadır. Hasta bu müddet içerisinde netlikle sızı sancı sezmez. O bölge tamamen tembel haldedir. 2-3 saat içerisinde miskinlik geçer, bu müddet içerisinde de hastamız 1- 2 gün kullanacağı sızı kesiciyle bu süreci rahatlıkla atlatır ve sıhhatli bir implanta sahip olmuş olur.

implant tedavisi

4 – İmplant rehabilitasyonu güç bir rehabilitasyon mu

Diş Doktoru Kökdemir, bu suali şöyle cevapladı: “Hastalarımızın bazen implant rehabilitasyonundan çekindiklerini dinliyoruz. ‘İmplant sırasında canım acıyacak mı? İmplant yapıldıktan sonra ben bu süreci nasıl geçireceğim, sızım olacak mı?’ diye kaygıları olabiliyor. Bunlara çok net bir biçimde ‘Hayır’ diyebiliriz. Zira implant rehabilitasyonu, yerel anestezi altında uygulanıyor ve hastalarımız operasyon sırasında sızı sezmiyor. Daha sonrasında ise çok hafif sızı olabiliyor. Bu yarıyılda da hastalarımız kesinlikle sızı kesici ve antibiyotiklerini kullanıyorlar. Şayet ilaçlarını doğru kullanırlar ve doktorlarının önerilerine uyarlarsa, iyileşme sürecini de meselesiz bit biçimde geçireceklerdir. Natürel ki ağızda cerrahi bir müdahale olduğu için azıcık rahatsızlık sezebilirler. Çok neşeli bir biçimde besinlerini yemeye devam edemeyebilirler ama bu süreç en fazla 1-2 gün sürecektir. Sonrasında her şey basmakalıpa dönecektir”.

5 – İmplant rehabilitasyonu sonrasında bakım gerekir mi

İmplant rehabilitasyonu da gerçeğinde kendi dişlerimiz gibi bakım ve hekim hakimiyeti gerektiren bir rehabilitasyon usulüdür. İmplant yapıldıktan sonra şayet dişler muntazam fırçalanmıyorsa, çok fazla sigara içiliyorsa, diş doktoru hakimiyetine uygun aralıklarla gidilmiyorsa; kendi dişlerimiz hasar gördüğü gibi implantlar da hasar görebilir. Ama iyi bakım yapılan başka bir deyişle iyi bakımdan maksadımız dişlerimiz fırçalanıyorsa, ağız suyu kullanıyorsak, çok fazla sigara içmiyorsak veya hiç içmiyorsak, 6 ayda bir diş doktoruna gidip zorunlu bakımları yaptırıyorsak implantlarımızı ömür boyu kullanabiliriz.

6 – Her hastaya implant yapılabilir mi

Diş Doktoru Kökdemir, “Genel sıhhat gidişatı iyi, sihrime-büyüme çağını bitirmiş olan hastalarda kemik yapısı uygunluğu panaromik röntgen filmiyle değerlendirildikten sonra implant uygulanabilir. Şeker, tansiyon veya kalp gibi kronik rahatsızlıklarda hastalığınız hakimiyet altında ise implant uygulanabilir” dedi.

implant

7 – İmplant uygulanacak bölgede kemik eksikliği varsa ne yapılır

İmplant uygulanacak bölgede bazen muhtelif sebeplerle uygun ölçüde kemik bulunmayabilir. Bu gidişatta çene cerrahı tarafından yapılacak değerlendirme sonrasında alakalı bölgede kemik oluşturma operasyonları ogmentasyon, kemik grefti uygulaması, kemik tozu uygulaması, box tekniği ile ogmentasyon yapılarak kemik hacmi istenilen ebatlara çıkarılabilir.

8 – Diş çekimi sonrası implant yapılabilir mi

Çoğu gidişatta implant yapılacak bölgedeki kemik yapısı uygun ise diş çekiminden hemen sonra çok rahat implant yapılabilir. Genelde bu operasyon sonrası bölgede kemik tozu ilavesi ile implant desteklenir.

9 – İmplantın markası ehemmiyetli mi

Günümüzde kullanımı artığından dolayı çok rakamda implant markası mevcut diyen Diş Doktoru Kökdemir, “İmplant işletmesinin çok uzun müddettir piyasada olması bir hayli deneyimi birliktesi getirir. Şirketler bu deneyimleri implantlarına yansıtarak implantların en iyi biçimde hizmet etmesini sağlar. Ayrıca implantların ara parçası olarak adlandırılan bir hayli değişik emelli parçalarında rahat bulunabilmesi o implant için bir avantajdır. İmplant markasının rehabilitasyonu yapan doktorun güvendiği bildiği ve deneyiminin olduğu nitelik evraklı mahsuller olması ehemmiyetlidir. Bir Hayli iyi özelliği bir arada bulunduran implanta, nitelikli implant diyebiliriz. Dolayısıyla biz de seçimimizi yaparken hastalarımız için bu iyi özelliklerden en aşırısını barındıran implantları seçim ediyoruz. Böyle olduğu zaman hem neticeler uzun ömürlü oluyor, hem de hastalarımız implantlarını rahatlıkla kullanabiliyorlar” ifadelerini kullandı.

10 – İmplant rehabilitasyonu pahalı mı

İmplant maliyetleri; marka, model, yapım edildiği ülke ve rehabilitasyonun uygulandığı ülkeye göre farklılık gösterir. Misalin İsviçre’deki bir implant rehabilitasyonu Türkiye’deki implant rehabilitasyonu ile aynı marka implant kullanılarak yapıldığı karşılaştırılırsa takribî 10-20 kat daha pahalıya gelmektedir. Almanya ile Türkiye’yi karşılaştırdığımızda ise 5’te bir maliyetine aynı marka implant rehabilitasyonu uygulanabilir.

Bu hastalıkları güz bitkinliği sanmayın

Bu hastalıkları güz bitkinliği sanmayın

Çağdaş çağın yoğun koşuşturmacası içerisinde pek çoğumuz bitkin olduğumuzu söylüyoruz ama doktora görünmeyi genellikle usumuzun ucundan dahi geçirmiyoruz. Hele de havaların soğuyup güneşin yerini iyiden iyiye yağmura vazgeçtiği bugünlerde her 3 şahıstan 2’sinde bitkinlik görülüyor. Bitkinlik hali sabahları güç uyanma, işe gitme gönülsüzlüğü, tüm gün uyku halinin devam etmesi ve yemeklerden sonra daha da uyku lüzumunun çoğalması biçiminde olabiliyor. Acıbadem International Sağlık Kurumu İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Kerim Çıkım, “Elbette kısalan günler, hava sıcaklığının değişmesi, mekteplerin açılması ve iş temposunun çoğalması bu şikayetleri artırmakta ancak bazı hastalıkları da unutmamak zorunlu. Bahar bitkinliği ile karışabilen hastalıkların başında tiroit hastalıkları, anemi, vitamin noksanlıkları, insülin mukavemeti ve hipoglisemi ile kalp ve damar hastalıkları gelmekte. O sebeple bitkinliğiniz hele de 2 ayı aşmışsa kesinlikle doktora görünmeniz gerekir” dedi.

Tiroit hastalıkları

Sabahları kalkmakta zorlanıyorsanız, uykunuzu alamamış gibi seziyor, gün içerisinde devamlı ‘akşam olsa da konuta gidip yatsam’ diyorsanız tiroit hastalığınız olabilir. Yeniden ‘su içsem yarıyor!’ diyeceğiniz biçimde kilo veremiyor üstelik alıyorsanız ya da kabızlık ve cilt kuruması, fazla üşüme ya da devamlı terleme gibi şikayetleriniz varsa kesinlikle doktora görünmeniz gerekiyor. Ülkemizde her 3 şahıstan bir’inde görülen tiroit hastalıklarının bulguları çoğu zaman göz arkasını edilip, günlük yoğun koşuşturmaca arasında bu şikayetler için doktora gitme lüzumu dinlenmeyebiliyor. Oysa ilgisizlik edilen ve rehabilitasyonuna başlanmamış tiroit hastalıkları ileride kalp yetmezliği ve kemik erimesi gibi meselelere yol açabiliyor.

Kansızlık

Seri yoruluyor, bir iş yaparken zorlanıyor hatta soluk soluğa kalıyorsanız, sezdiğiniz çarpıntı sıklıkları arkasıydıysa anemi bulguları olabilir. Evvelden demir, vitamin B12, folik asit rehabilitasyonları almış ve sonra vazgeçmişseniz kansızlıktan şüphelenmeniz gerekir zira anemi yineleyebiliyor. Ülkemizde her 4 erişkinden 1’inde görülen anemi; rehabilitasyon edilmediğinde kan hastalıkları gibi meselelere yol açabiliyor. Zaman geçirmeden doktora görünmenizde fayda var.

Vitamin noksanlıkları

Kendinizi enerjisiz, bir iş yapmaya gönülsüz seziyorsanız, saçlarınız daha çok dökülmeye başladıysa, tırnaklarınız eforsuz ve daha basit kırılıyorsa sebebi özellikle B12, D vitamini ve folik asit noksanlığı olabilir. Hele de bu şikayetler günden güne çoğalıyor ise kesinlikle muayene yaptırmanız ve doktorun teklifleri güzergahında vitamin yardımlarınızı aksatmadan kullanmanız gerekiyor. Fazla doz vitamin alımı toksikasyona başka bir deyişle zehirlenmeye yol açabileceğinden doktora görünmeden kullanmayın.

İnsülin mukavemeti

Kilo vermekte zorlanıyor hatta değil kilo vermek, aksine tutarlı bir biçimde yavaş yavaş da olsa kilo mu alıyorsunuz? Yemeklerden sonra uyku bastırıyor azıcık gereksinimi mi seziyorsunuz? Son zamanlarda canınız daha çok tatlı-şekerli yiyecekler mi sürüklüyor? İnsülin mukavemetini yabana atmayın ve kesinlikle bir doktora görünün. Zira insülin mukavemeti rehabilitasyon edilmediğinde diyabete neden olabiliyor. Rehabilitasyonunda beslenme alışkanlıkları da ehemmiyetli rol oynuyor. Bu sebeple balanslı beslenmeye dikkat etmek ve her gün yarım saat kumpaslı tempolu yürümek çok ehemmiyetli.

Kalp-damar hastalıkları

Daha Öncekinden daha uzun mesafe yürüyebilirken şimdi daha seri yoruluyor, durup dinlenmek gereksiniminiz oluyorsa, zaman zaman efor yaparken hatta istirahat ederken göğüs sızısı, tıkanıklık seziyorsanız aman dikkat! Kalp-damar hastalıkları açısından hekime görünme zamanı gelmiş demektir, ilgisizlik etmeyin.

Hipoglisemi

Dr. Kerim Çıkım, ”Yemek yediniz, üzerinden bir saat geçti geçmedi tekerrür acıktınız. Elleriniz titremeye, hafif terlemeye ve çarpıntı sezmeye başladınız. Acil olarak tatlı-çikolata yeme lüzumu dinliyorsunuz. Büyük olasılıkla kan şekeriniz düşüyor. ‘Hipoglisemi hamleyi’ denilen bu vaziyette müddet kaybetmeden hekime gitmeniz ehemmiyetli. Aksi halde kan şekeri düşüklüğü ve bayılma gibi gidişatlara neden olabilir” ifadelerini kullandı.

Yatan virüsler uyanınca

Yatan virüsler uyanınca

Virüs yoluyla bulaşan bir hastalık olan “Zona” mevzusunda Türk Cildiye Derneği idare heyeti abonesi Dr. Sema Karaoğlu söylemeler yaptı. “Rehabilitasyonda ilk 2-3 gün çok bedellidir. Daha sonra yapılan rehabilitasyonlar hastalığın olağan seyrini etkilemez” diyen Dr. Karaoğlu hastalığın tanı ve rehabilitasyon usulleri mevzusunda kıymetli bilgiler paylaştı.

Batma, yanma ve sızı ile başlar

Zona, virüslerle bulaşan bir infeksiyon hastalığıdır. Ulus arasında gece yanığı/ kuşak hastalığı olarak da öğrenilir. Bedenimizin sağ ya da sol tarafında sadece bir tarafta, daha çok gövde ve baş kısmında olmak üzere her alanda görülebilir. Hastalığın oluşacağı bölgede evvel hafif batma, yanma hissi ve sızı ile başlar. Ardından kızarık bir tabanda içi akışkan dolu kabarcıklar halinde devam eder. Zona lezyonları bir ip üzerine dizilmiş gibidir.

Asap sisteminde uykuya uyuyan virüsler uyanınca

Şahsın Zona olabilmesi için çocukluğunda suçiçeği geçirmiş olması lüzumludur. Zona ile suçiçeğini yapan mikrop aynı mikroptur. Çocukluk çağında suçiçeği geçirildikten sonra virüsler omurgamızın sağ ve sol iki tarafında yer alan asap köklerimize yerleşir orada uykuya uyur. İleride bir zamanda beden mukavemetimiz düştüğünde, tekerrür hastalık oluşturmak için asap kökünün birinden uyanıp tenin yüzeyine kadar, asap süresince, asabı de tahriş ederek tene kadar erişirler. Hasta,o asabın dağılım alanında, evvel sızı sezmeye başlar. Daha sonra tende kızarıklık ve sulu yaralar görülür. Bu yarıyıl hastalığın rahatça tanı konulabildiği yarıyıldır.

Yeis ve stres

Zona özellikle yaşlı ve bağışıklık sistemi zayıflamış şahıslarda görülmekle birlikte, her yaşta görülebilir. Hamileliğin son 3 ayında suçiçeği geçiren annelerin çocuklarında Zona olabilir veya bebekken suçiçeği geçirenler 10 yaş evvelinde Zona olabilirler.

Yeis, kasvet, fazla stres, vücutsal bitkinlikler, ateşli hastalıklar, güneş yanıkları, travma, operasyonlar, beden mukavemetini düşüren başka hastalıklar HIV, lösemi, lenfoma ve bazı kanserler vs, beden mukavemetini düşüren ilaçların kullanımı zonayı hazırlayabilir.

Berişici değil

Zona lezyonları sulu halde iken Zona lezyonları ile temas eden ve suçiçeği çıkarmamış şahıslara suçiçeği bulaşabilir. Şahıs şayet suçiçeği geçirmemişse suçiçeği hastalığı bulaşmış olur.

Zona, asap kökünden çıkıp asabı imha ederek tene eriştiği için, o asabın duyarlandırdığı alanda sızı yapar. Hastalık ten lezyonlarının görülmesinden takribî bir hafta evvel kuşak stilinde sızı ile başlar. Çocuklarda bu yarıyıl çok görülmez. Sızı bazen yanma ve batma biçiminde, bazen kaşıntı, karıncalanma biçiminde, bazen çok şiddetli sızı şeklindedir.Daha sonra döküntüler başlar, hatta bazen o bölgeye sızı kesici süren hastalar döküntüler çıkınca kremin allerji yaptığını düşünüp hekime allerji şikayeti ile müracaat etirler. Döküntüler hafif kızarık bir ten üzerinde sulu sulu tanecikler biçiminde başlar ve asabın dağılım alanını izler, 10 gün içinde de kuruyup siyahlaşarak iyileşir, bazen iz vazgeçer. Sızı bazen, özellikleyaşlı ve/veya bağışıklık sistemi düşük hastalarda çok şiddetlidir. Çok sık olmamakla birlikte bu sızılar zona iyileştikten sonra da devam edebilir, bazen bir seneye kadar uzayan sızılı yarıyıllar olur.

Rehabilitasyonda ilk 3 gün ehemmiyetli

Zonalı hastaya tanı konulduktan sonra, süratle rehabilitasyona başlanır. Hastada kesinlikle altta uyuyan bir neden olup olmadığı incelenir. Zona rehabilitasyon edilse de edilmese de lezyonların vasati 3 haftada geçtiği bir viral hastalıktır. Ancak rehabilitasyonda ilk 2-3 gün çok bedellidir. Virüslere karşı yapılan rehabilitasyonlar bu yarıyılda tesirlidir. Daha sonra yapılan rehabilitasyonlar hastalığın olağan seyrini etkilemez. Tanı konulur konulmaz rehabilitasyona başlanması hastanın hem daha hafiflemesini, hem daha acele iyileşmesini, hem de karmaşıklıklardan korunmasını sağlar. Rehabilitasyonda virüslere karşı ilaçlar, B vitaminleri, yerel pansumanlar, kremler ve sızı kesiciler kullanılır.

Balgam rengine göre ne kadar hastasınız

Balgam rengine göre ne kadar hastasınız

Balgam mukus farklı renklerde olabilir; beyaz, sarı, yeşil, kırmızı, kahverengi, siyah. Peki balgamınızın rengi ne anlama geliyor? Balgamınızın rengi akciğerler ve solunum sisteminin değişik uzuvlarla olan ilişkisi hakkında bir çok bilgi verir.

İstanbul Aydın Üniversitesi VM Medical Park Florya Hastanesi’nden Kulak Burun Boğaz Uzmanı Opr. Dr. Melih Çiçek, balgam ve renkleri hakkında şu bilgileri verdi:

Sarih renk

Berrak mukus olağandır. Su, tuzlar, antikorlar ve değişik bağışıklık sistemi hücrelerinden oluşur. Solunum yollarında üretildikten sonra, çoğu boğazın arttan iner ve yutulur.

Beyaz renk

Beyaz mukus burun tıkanıklığı sinyalleri verir. Burun boşluğu sıkışık olduğunda, dokular şişer ve iltihaplanır, bu da mukusun solunum yolundan geçişini yavaşlatır. Bu olduğunda, mukus daha kalın ve bulutlu veya beyaz hale kazanç.

Sarı renk

Sarı mukus, bağışıklık hücrelerinin enfeksiyon bölgesinde veya başka cins bir inflamatuar zarar bölgesinde çalışmaya başladığını gösteriyor.

Beyaz kan hücreleri, mikroplarla savaşmaktan mesul olan bağışıklık sisteminin hücreleridir. Enfeksiyonla savaşmaya devam ederken, mukusa sarımsı bir renk verirler.

Yeşil renk

Bedende solunum sisteminin bakterilerle iltihaplanması sebebiyle oluşan balgam yeşil renkte olabilir. Özellikle akciğer çıbanı, kronik bronşit, bronşektazi, zatürre gibi akciğer hastalıklarında bireylerde yeşil balgama tesadüfülür. Astım hastalarında da yeşil balgam görülebilir. Bağışıklık cevabı sırasında üretilen beyaz kan hücreleri, mikroplar ve değişik hücreler ve proteinler balgama yeşil renk verir.

Kırmızı renk

Kırmızı balgam kanın varlığına işaret eder. Balgamda kan görülmesine ait pek çok neden vardır. Solunum yolu enfeksiyonları öksürük gibi bazen akciğerlerde veya hava yollarında minik kan damarlarının tahrişine neden olabilir ve bu da kanamalara neden verebilir.

Değişik gidişatlarda mukustaki kan ciddi bir tıbbi vaziyetin varlığına işaret edebilir.

Kahverengi

Kahverengi balgam olası bir kanamayı gösterebilir ve şayet öyleyse, muhtemelen bir süre evvel alana gelen kanamadan kaynaklanıyor olabilir. Parlak kırmızı veya pembe balgam, kanamanın daha yakın bir tarihte olduğu anlamına kazanç.

Siyah renk

Siyah mukus mantar enfeksiyonunun varlığına işaret edebilir. Siyah balgamı olan biri, özellikle bağışıklık sisteminin zayıflamış olması gidişatında şipşak hekime müracaat etmelidir.

Hekime ne zaman gitmeli

Yeşil, sarı veya kalınlaşmış balgam varlığı her zaman bir enfeksiyonun varlığına işaret etmez. Ayrıca, bir enfeksiyon varsa, balgamın rengi, bir virüs, bir bakteri veya başka bir patojenin buna neden olup olmadığını belirtmez. Kolay bir alerji de mukus renginde farklılığa neden olabilir.

Beyaz, sarı veya yeşil mukusu olan, bu bulguları birkaç günden fazla gösteren veya ateş, titreme, öksürük ve sinüs sızısı gibi değişik semptomları olan insanlar, hekimlerini ziyaret etmelidir. Bununla beraber, hekimden buluşma almadan konutta birkaç gün beklemek büyük ihtimalle iyidir.

Yeni, koyu kırmızı, kahverengi, siyah veya köpüklü balgam bulguları gösteren biri buluşma almak için hemen hekimlerini aramalıdır. Bu semptomlar, şipşak rehabilitasyonu gerektiren daha ciddi bir tıbbi vaziyetin bulguları olabilir.

Beyaz, sarı veya yeşil balgama sahip olmak, genellikle konutta rehabilitasyon edilebilir. Dinlenmeye ve bol bol su içmeye çalışın.

Süt için diyabet tehlikesini eksiltin

Süt için diyabet tehlikesini eksiltin

Diyabet, ulus dilinde öğrenilen ismiyle şeker hastalığı dünyada ve ülkemizde görülme sıklığı giderek çoğalan, bir hayli uzuvda hayat niteliğini negatif etkileyecek zararlara neden olan kronik bir hastalıktır. Uzmanlar, yapılan araştırmalarda süt proteinlerinin, ve süt ve süt mahsullerinde bulunan yağ asitlerinin tüketiminin diyabet hastalığına tutulma tehlikesini eksilttiğinin ortaya çıktığını belirtti.

süt

Diyabet hastaları süt içmeli

Diyabetli hastaların rehabilitasyonunun beslenme, fiziksel etkinlik, ilaç ve insülin kullanımı ve diyabet eğitimini kapsadığını belirten Nuh Naci Yazgan Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Beslenme ve Diyetetik Kısım Başkanı Prof. Dr. Neriman İnanç, diyabet hastalarının süt tüketimi ile alakalı şunları söyledi: Süt mahsullerinde bulunan kalsiyum ve protein enerji balansını etkilemekte ve ağırlık kaybına takviyeci olmaktadır. Aynı zamanda glikoz hoşgörüsünü iyileştirmekte ve diyabet dahil, obezite, bazı barsak hastalıkları gibi bir hayli kronik hastalıkların ortaya çıkışında tesirli olan inflamasyon ismi verilen yangıyı eksiltmektedir. İnflamasyonun azalması da diyabet büyüme tehlikesini eksiltmektedir. Altmış üç bin iki surat elli yedi şahsın katıldığı çok geniş çaplı bir araştırmada sütün kapsadığı kalsiyumdan bağımsız olarak diyabet büyüme tehlikesini eksilttiği bulunmuştur.

Düşük ayak belirtiyi nedir

Düşük ayak belirtiyi nedir

Parmakların yerde sürüyerek yürünmesine neden olan düşük ayak meseleyi, günlük yaşamı ciddi anlamda negatif etkileyen ehemmiyetli problemlerden. Doç. Dr. Atilla Polat, bir hayli sebebe bağlı olarak ortaya çıkabilen düşük ayak meseleyi yaşayanların bu rahatsızlıktan kurtulmasını ve natürel yürüyebilmesini muhtemel hale getiren rehabilitasyonlar hakkında ehemmiyetli söylemeler yaptı.

Hayatın her alanını negatif olarak etkileyen düşük ayak meseleyi, uygulanan rehabilitasyon usulleri ile bir mesele olmaktan çıkıyor. Özellikle multiple skleroz ve travmatik beyin zararı hastalıklarında ortaya çıkan “düşük ayak” meselesinin rehabilitasyonunda kullanılan fonksiyonel elektrik stimülasyonu, natürel yürümeyi muhtemel hale getirebiliyor. Mevzuyla söylemelerde bulunan Doç. Dr. Polat, ayak düşmesi meselesinin yaygın bir mesele olduğunu ve bu rahatsızlığın farkına varılmaması gidişatında uzun vadede ciddi kasvetlere yol açabileceğini belirterek uygulanan rehabilitasyonlar hakkında ehemmiyetli bilgiler paylaştı.

düşük ayak

Bulguları arasında cilt meseleleri de var

Düşük ayak rahatsızlığının birden çok bulgusu olabildiğini anlatan Doç. Dr. Polat, şunları söyledi: “Düşük ayak, ayağı bileğini yukarıya doğru kaldırılamamasıdır. Parmaklar yerde sürüyerek yürünür. Ayak düşüklüğü, paroneal asabın yaralanması ile alana kazanç. bu asap hasar gördüğü vaziyetlerde, genellikle parmaklar yerde çekilir ve ayak bileği dışa doğru, içe doğru hareket ettirilemez ve ayak yerden kaldırılamaz. Bu rahatsızlığı yaşayanlarda bütün basmada mediolateral denge olmaz, ayak yerden kesilemez, parmaklar yere sürünür. Ayağın yere takılması, kompansatauar kalça fleksiyonu, yürümede bozukluk, duyusal farklılık, ayakta biçim bozukluğu, bacak kısalığı, diz-kalça meseleleri ve cilt meseleleri gibi bulgular görülür. Rehabilitasyonu ise öncelikle bu gidişata neden olan patolojinin teşhisi konulup buna göre rehabilitasyon tasarlanır. En yaygın kullanılan usul ortezler, afolar diye adlandırılan özel ayak gözeticilerdir. Ayrıca fonksiyonel elektrik stimülasyonu aygıtları, yalnızca birinci motor nöron hastalıklarına bağlı düşük ayak probleminde fayda sağlar ve uygun hastalarda kullanıldığında natürel yürümeyi reelleştirir”.

Son olarak düşük ayak rehabilitasyonunda fizik rehabilitasyon rehabilitasyonun da zorunlu olduğuna değinen Doç. Dr. Polat, “Konservatif rehabilitasyon tesirli olmazsa, cerrahi rehabilitasyon düşünülür, cerrahi rehabilitasyon olarak tendon transferi yapılır” bilgisini verdi.

Sıhhatlı bir menopoz yarıyılı için 5 teklif

Sıhhatlı bir menopoz yarıyılı için 5 teklif

Adet kumpassızlığı, ateş basması, fazla terleme ve istemsiz kilo alımı… Menopoz süreci evvelinde bayanların yaşadığı şikayetler genellikle eşlik gösteriyor. Ancak bu yarıyılda bireye özel rehabilitasyonlarla menopoz sıhhatli bir biçimde geçirilebiliyor. “Menopoz bayanlar için yaşamın sonu değil, aksine yeni bir başlangıç olarak değerlendirilmelidir” diyen Memorial Ankara Sağlık Kurumu Bayan Hastalıkları ve Doğum Bölümü’nden Op. Dr. Başak Ovayurt Öndeş, menopozu sıhhatle geçirmenin yolları hakkında bilgi verdi.

perimenopoz

İlk safha perimenopoz yarıyılı

Menopoz, kadının yumurtlama işlevinin kalıcı kaybıyla ortaya çıkan, adet kanamalarının tamamen sona ermesi halidir. Başka bir neden olmaksızın bir sene müddetince adet görmeyen kadının menopoza girdiği söylenebilir. Bayanın hormonal, biyolojik bir ekip farklılıklar yaşadığı, bunların sonucunda da menopoz bulgularının kollandığı yarıyıl ise perimenopoz olarak adlandırılır. Perimenopoz, 6 ay da sürebilir, 5-6 seneye kadar da uzayabilir. Bulguların başlamasından bütün menopoza kadar geçecek müddeti söyleyebilmek muhtemel değildir.

menopoz

Bulguları tanıyın

Perimenopoz yarıyılı kadının yumurtalıklarının iki esas bayanlık hormonu olan östrojen ve progesteron yapımının yavaş yavaş eksilmeye başladığı yarıyıldır. Bazı bayanlar rastgele bir bulgu yaşamazken, her dört bayandan üçü bazı bulgular yaşar. En sık görülenler arasında kumpassız adet kanamaları, ateş basmaları, gece terlemeleri, uyku bozuklukları, ani duygu gidişat farklılıkları, libidoda eksilme, kilo almaya yatkınlık, konsantrasyon eforluğu, vajinal kuruluk hissi sayılabilir.

menopoz

5 teklif

1 – Bu yarıyılda kapsamlı bir tıbbi değerlendirme yapılmalıdır. Öncelikle kadının tıbbi özgeçmişi, adet kumpası, yakınmaları değerlendirilmelidir. Menopozdaki bayan için sıhhat açısından en esas iki mesele osteoporoz ve kalp damar hastalıklarıdır. Bunların yanı gizeme bunalım açısından diyabet, hipertansiyon, obezite, varis, damar tıkanıklığı gibi hastalıklarda gözden geçirilmelidir. Her bayan kendisine özel sıhhat tehlikeleri taşıdığı için hayat stili farklılıkları tasarlanmalı ve ihtiyatlar alınmalıdır.

2 – Menopozu tetikleyen en büyük etmen ise sigara kullanımıdır. Sigara içen bayanlar yumurtalarını erken kaybederek menopoza 2 sene evvel girme tehdidiyle karşı karşıya kalırlar. Menopozu ötelemek için yapılabilecek en tesirli hareket sigara içmemek veya içiliyorsa vazgeçmek olacaktır.

3 – Menopoz, kadının faize çağının sonudur ancak bayanlığı üremek ile eşdeğer yakalamamak gerekir. Bayanlar bu yarıyılı yeni bir yaşamın başlangıcı olarak görmeli ve menopozun yaşamın natürel akışındaki yeri kabul edilmelidir.

4 – Sıhhatlı, itinalı bir beslenmenin yanı gizeme egzersiz rutin hale getirilmelidir. Hekim tarafından önerilecek yarıyılsal yardımlarla beden ve ruh sıhhatini önceleyerek cümbüşlü, daha sevinçli hayat yarıyılı olarak idrak edilmelidir.

5 – Menopoz sonrası cinsel hayat devam eder. İstenmeyen hamilelik evhamı ortadan kalktığı için daha hür bir cinsel hayat sağlanır. Libido eksilebilir ancak bayanlar bunu idareyebilecek, besleyebilecek olgunluğa sahip olduğundan cinsel yaşamı hayatın bu yarıyılına göre rahatlıkla tertip edebilir.

Reflüye karşı alınması gereken 7 temkin

Reflüye karşı alınması gereken 7 temkin

Kimi zaman göğüs ortasında yanma, sızı, ağza acı su gelmesi kimi zaman da ses kısıklığı ve kuru öksürükle kendini gösterebilen reflü, en yaygın sindirim hastalıklarından biri olarak karşımıza çıkıyor. Her yaşta görülebilen ve giderek çoğalan bu hastalığın ortaya çıkmasında en büyük faktör, yanlış beslenme alışkanlıkları olarak gösteriliyor. Reflü rehabilitasyon edilmediğinde hayat niteliğini düşürüp, iş yaşamını negatif etkilemekle kalmıyor, yemek borusuna hasar verip kansere giden yolu dahi açabiliyor. Memorial Ankara Sağlık Kurumu Gastroenteroloji Bölümü’nden Doç. Dr. Musa Aydınlı, reflü ve rehabilitasyonu hakkında bilgi verdi.

Yemek yiyememekten kansere kadar pek çok neticeyle karşılaşılabilir

Mide suyu; asit, mide enzimleri ile bazen safra kapsar ki bunlar eritici ve devirici tesirlere sahiptir. Yenilen yemekler bu sayede hazmedilir. Bunu yaparken sindirim uzuvlarımız mide suyundan kendilerini gözetmek zorundadır ve bunun için de faal korunma sistemlerine sahiptir. Ancak korunma sistemlerinin eksik kalması vaziyetinde reflü hastalığı ortaya çıkar. Balanssız ve kumpassız beslenme, kiloluluk, sigara, içki, stres vb. etkenler korunma sitemlerini negatif tesirler. Mide suyu zamanla yemek borusunun içini döşeyen dokuyu yaralar ve asit özgür asap uçlarına erişir. Bu da sızı gibi yakınmaların ortaya çıkmasına neden olur. Hastalık göz arkasını edilir ve hakimiyet altına alınmaz ise sızı ve yanmanın ötesinde riskli ebatlara erişebileceği unutulmamalıdır.

Bazen hasta kalp krizi geçirdiğini dahi sanabiliyor

Yemeklerden sonra olan bazen gece uykudan uyandırabilen göğüs ortasında yanma ve sızı, ağıza acı su gelmesi bu hastalığın tipik yakınmalarıdır. Sızılar bazen o kadar çok şiddetli olabilir ki hasta kalp krizi geçirdiğini dahi sanabilir. Mide suyu ve besinler boğaza, hatta ağza kadar erişebilir. Bu vaziyette boğaz sızısı, ses kısıklığı, öksürük, ağız kokusu ve özellikle çocuklarda ağız-diş meselelerine neden olabilir. Öte yandan hastalığın ender de olsa tipik yakınmalara yol açmadan kanama, yemek borusunda darlık veya kanser ile karşımıza çıkabileceği de unutulmamalıdır.

Reflüden korunmak için teklifler

1 Balanslı, kumpaslı ve sıhhatli beslenme en ehemmiyetlisidir. Natürel mahsuller seçim edilmelidir. Öğün saatleri kumpaslı olmalı, öğünler sıçranmamalı, akşam öğünleri azıcık hafif olmalı ve geç saatlere kalmamalıdır.

2 Yemekten sonraki 3 saat içinde uzanıp uyunmamalı, uyumadan evvel midemizin yediklerimizi sindirmesi için beklenmelidir. Geç saatlerde, yatmadan evvel atıştırma yapılmamalıdır, uyumadan evvel kesinlikle midenin boş olması zorunludur.

3 Gereksinimimizden fazla yemek yemekten, güç sindirilecek, yağlı, etli ağır yemeklerden, kızartma, hamur işi ve mayalı besinlerden uzak durulmalıdır. Gaz yapacak baklagiller, sebzeler ve meyveler kararınca harcanmalıdır.

4 Hazır ve katkılı besinler, asitli gazlı meşrubatlar, fazla acı, turşu, tuzlu, baharatlı, soslu besinlerden uzak durulmalıdır. Çikolata, kahve, sıcak meşrubatların çok sıcak içilmesi reflüyü çoğaldırır.

5 Orta uzun vadede fazla kiloların verilmesi, kiloluluk ile gayret, egzersizin çoğaldırılması, gerekirse bu mevzuda uzmanlardan takviye alınması ehemmiyetlidir.

6 Sigara ve içkiden sakınılmalıdır.

7 Stres, fazla bitkinlik, gerginlik ve uykusuzluktan sakınılmalıdır